Neden hâlâ başlamadığımızı anımsadığım gece
19 Ocak 2026, saat 02.14. Üsküdar’daki evimde perde aralığından Boğaziçi Köprüsü sönük ışıklarıyla bakarken şunu fark ettim: "Prototipi bitirdik ama kimseye gösteremedik çünkü başında mağara gibi karanlık bir korku vardı." O an karar verdim, ne olursa olsun ertesi gün her şeyi açıp bir startup olarak lanse edecektik.
Üç ay sonra, nisan sonunda yatırım turumuz 1,2 milyon dolar kapanırken kahve bahanesiyle geldiğimiz melek yatırımcı bize, "Siz kimsiniz, şu anı nasıl yakaladınız?" diye sordu. İşte tam da burada startup kelimesini ilk kez sesli söyledim. Ondan önce hep "proje" diyorduk.
Adım 1 – Fikri değil, acıyı satın
Çoğu girişimci “ben şunu çok yaparım” diye yola çıkıyor. Biz de ilk versiyonu açık kaynak sunucu takibi yapan bir bota dönüştürdük, sattık mı? Hayır. Kimse almadı. Sonra bir sorun keşfettik: SaaS firmalarının faturalandırma ekipleri her ay eli kırılarak 200’den fazla müşteriden kalan bakiyeyi tahsil etmeye uğraşıyordu. Bu acıyı yakalamak bizi gerçek müşteriye taşıdı. Bu konuda daha fazla bilgi icin kombipetekservisi.net sayfasina goz atabilirsiniz.
Kendi müşterimiz olurduk; fatura göndermeye çalışırken excel dosyaları içinde kaybolurduk. Aynı gece figma’da bir akış çizdik: müşteri listesini çek, 3 tıkla ödeme hatırlat, onaylanmayanları otomatik borçluya çevir. Bu kadar.
Bir hafta içinde 7 SaaS girişiminden ikisi pilot kullanıcı oldu. Onlar için değil, kendimiz için yazdığımız bu mini araç, ilk para kazandığımız startup ürününe dönüştü.
İpucu: Müşteri görüşmesinde “Eğer şu an elimde olsa 10 dolar öder miydin?” diye sormadan mühendis ekranına geçmeyin. Çünkü 9 kez “Evet” diyen insan, gerçekten para istediğinizde “Aslında bekleyebilirim” diyor. Bu hileyi 2026’da da kullanıyorum.
Adım 2 – 30 günlük otomatik deneme kampanyası
Herkesin bildiği gibi Türkiye’de kredi kartıyla ödeme yapmak dahi bir mevzu. Fakat Türkiye dışındaki startup’lar da aynı sorunla boğuşuyor. Biz, kullanıcıya 30 günlük pişman olmayacağın para garantili deneme vermeye karar verdik. 30 gün içinde beğenmezsen paranı direkt kartına iade, tek tıkla.
- İlk hafta 14 kullanıcıdan 3’ü denemeyi bitirmeden sildi.
- İkinci hafta 57 kullanıcıdan 48’i kaldı, %84 dönüşüm.
- Üçüncü hafta ulaşımı 400 kullanıcıya taşıdık, ilk 6 pilot müşteri bizi platformda tuttu.
Üçüncü haftanın sonunda artık rakamlar konuşuyordu. Günlük MRR (Monthly Recurring Revenue) 830 dolar olduğunda daha yatırımcı pitch deck’imiz yoktu bile. Oysa rakamlar yalan söylemiyordu; bu küçük ama kararlı kitle bir startup’ın ayakta kalabileceğini gösterdi.
Bir bomboş salı günü yaşadığımız “dijital iflas”
Şubat ortasında, tüm sistemi Stripe üzerinden çektiğimiz için ABD bankasındaki hesabımızda saniyesinde 120 bin dolarlık bloke geldi. İlk dakika aklıma gelen: “Türkiye’de yaşayıp ABD’de para tutmak hata mıydı?” Sabah 9’da Slack’te bir afet kanalı açtım. “Şimdi ne olacak?” diye yazan 17 mesaj, arkadaşlarımın masa başında çayını dökmesine sebep oldu.
12 saatlik acil durum planı şu şekilde çıktı:
- Alternatif ödeme altyapısı olarak Paddle’ı devreye aldık (1 hafta).
- Mevcut müşterilere 1 aylık ücretsiz uzatma verildi, churn %4’ten %1’e indi.
- ABD’deki fonlarımızı Türkiye’deki bir fintech neobank hesabına taşıdık (Swift’le 3 gün).
Bu krizi 6 günde atlattık. Ama her şeyden önemlisi, ekibin “startup ölmez, çözüm buluruz” inancıyla hareket etmesinin bize 5 yeni özellik fikri kazandırması oldu.
Adım 3 – Melek turu: 1 milyon doları nasıl ikna ettik?
10 Mart 2026’da İstanbul Maslak’ta kahve zincirinin en sessiz şubesinde oturduk. Masamızda iki telefon, bir adet laptop ve 12 sayfalık teknik döküman. Ne pitch deck vardı ne de ışıltılı animasyonlar. Önce senaryo: ‘Pazartesi sabahı 100 müşteri birden platforma abone olursa altyapımız dayanır mı?’ Cevabımız, “38 ms ortalama latency altında çalışır, 200 müşteri gelse çöker