Antalyaelektrik

İlk Kez Takım Yönetirken Gözden Kaçırdığım 3 Büyük Kusur

Açıklama
İlk kez takım yönetirken yaşadığım gerçek hikâye: post-it duvarları, madalyonlar ve 'bilmiyorum' deme cesareti.
Yazar
Editor

Yönetim denince aklıma hep o an gelir: 2019'un kasvetli bir Kasım sabahı, elinde kahve ama ciğerlerine çekemeden "Ben artık takım lideriyim!" diye bağıran 28 yaşındaki ben. Dışarıda yağmur çisil çisil, içerideyse on kişilik ekibin gözleri bana dikilmiş. Belki de asıl heyecan, "Acaba becerebilecek miyim?" sorusunun yankısıydı.

Management, demek ki buymuş dediğim anlar oldu bana. Hani yeni bir şehre taşındığında mahallenin en kısa yolunu kendi çapında çözdüğün o tatlı "evet, burası artık benim yerim" hissi. Ama bu sefer rotayı bulan ben değildim; rotayı birlikte çizmek zorundaydım ve kimse bana hazırlık kitabı vermemişti.

"Ekip bana mı çalışıyor, yoksa biz bir şey mi üretiyoruz?" ikilemi

İlk haftam ofiste adım başı bir toplantıydı. Strategy deck’ler, KPI’lar, deadline’lar… Hepsi birbirine karışmış, ben ise James Bond gibi her odaya yetişmeye çalışan ama çantasında aslında boş bir defter taşıyan adamdım. Management, dedim, süper kahraman olmak değil; ama bir süper kahraman kadar yorucuydu.

Bir akşam, saat dokuzda hâlâ monitör karşısındaydım. E-posta kutumda 37 okunmamış mesaj, Slack’de kırmızı bildirimler birbirini kovalıyor. İç sesim, "Uğur’u mutsuz ettiğimi biliyorum ama bir de Ayşe’nin raporu eksik," diye fısıldıyordu. O anda Ayça isimli junior designer kapıda belirdi. Çantası omzunda, gözleri panda gibi yorgun. Dedim ki:

"Ayça, seni de mi buraya hapsettim?" O yalnızca gülümsedi: "Abi, iş değil, kendi projemi bitirme telaşı. Ama eminim seni de rahatsız eden bir şey var."

O gün anladım ki management tek başına problem çözme sanatı değil; problemi beraber hissediş sanatıymış. Ayça’yla 15 dakika boyunca sadece onun portfolyo sunumunu konuştuk. Ertesi gün, rapor eksik kalmadı, Uğur’un moraline de katkısı oldu. Çünkü insanlar önce kendilerini görülüyor hissetmek istiyorlar.

Kendi kendime keşfettiğim ilaç: Haftalık "Nasılsın?" ritüeli

  • Pazartesi sabahları 15 dakikalık bir-on-bir kahve sohbeti.
  • Çoğu zaman iş dışı: kediler, tatil planları, en sevdiği çorba…
  • Sorularım hep açık uçlu: "Sana göre bu sprintin en tuhaf anı ne oldu?"

Görünürde basit ama bir ay içinde ekip içi e-posta trafiği yüzde 23 azaldı. Çünkü artık sorular havada asılı kalmıyor; insanlar birbirini tanıyınca hataları erkenden itiraf ediyor.

"Mükemmel doküman" yerine "yaşayan takvim" peşinde koşmak

Management kitaplarında okumuştum: "Her süreci dökümente et, Excel’de izle." Ne var ki, Excel’i açınca beynim kısa devre yapıyor, hücreler gözümde dans ediyor. İkinci ayda, takvimimde altı farklı renk kodu vardı; kim hangi task’teydi anlamak için saniyelerce ekrana bakıp kafa sallıyordum.

Bir Cuma akşamı, ofiste kimsenin kalmadığı sırada, duvarımı boş boş izliyorum. Beyaz tahta bomboş. Bir anda deli gibi post-it’ler çıktı çekmeceden. Sarı: bugün bitmesi gerekenler. Mavi: haftaya. Pembe: riskli ama heyecanlı fikirler. 45 dakikada dört metrekarelik bir "canlı harita" çıktı ortaya. Duvarımdaki canlı haritayı fotoğraflayıp not defterime ekledim; "Publicus’ta da paylaşsam mı?" diye geçirdim içimden.

Ertesi Pazartesi ekibi topladım. "Buraya bakın," dedim. "Her biri bir post-it olan hikâyelerimiz var. Siz ekleyin, siz silin." İlk başta tuhaf karşıladılar; "Abi, burası ofis değil anaokulu mu?" diye takıldı Mert. Ama bir hafta sonra, Mert’in ta kendisi, "Şu pembe notu alttaki yavru maviyle değiştirebilir miyim?" diye sordu. İşte management’in gizli tadı: doküman yaşarken, dokümanın sahibi de ekibin ta kendisi oluyor.

Post-it’ler, aslında herkesin sesi oluyor. Birinin fikri beğenilmezse post-it’i çöpe atıyor, ama en azından fikri duvarı boylamış oluyor.

Management için en büyük yanılgım: doğru cevabı bilmek zorunda olmak

Saat 14.30, toplantıda kritik bir feature üzerinde anlaşamıyoruz. İki hattım var: Merve, kullanıcı deneyimi açısından radikal bir değişiklik öneriyor. Emre ise teknik borç endişesiyle karşı çıkıyor. Ben, ikisini de dinliyorum ama kafamda şöyle bir ses: "Sen lider olacaksan, karar ver!"

Derken Emre, "Ama biz şu an bunu nasıl test edeceğiz?" dedi. Cevabım yoktu. Elini ağzına götürüp duraksadığı o iki saniye, sanki iki yıl gibi geldi. Sonra ağzımdan şu çıktı:

"Bilmiyorum. Nasıl test edeceğimiz konusunda fikri olan var mı?"

O an odaya öyle bir sessizlik çöktü ki duvar saatinin vuruşları duyuldu. Ardından Gökhan, "Aslında sandbox’ı bir geceye kurabiliriz," dedi. O anda bir şey kırıldı içimde: lider her zaman yanıtı bilmek zorunda değilmiş. Management, cevabı bilmek değil, doğru soruyu sormayı sürdürmekmiş. Ve benim görevim, bu sorularla ekibi birlikte beslemek.

Management'in kaybolmaz hatırası: mini zafer törenleri

Nisan ayında ilk büyük release’imizi gerçekleştirdik. Tüm geceyi atlamadık, testler bazen kırmızı, bazen yeşil oldu. Sabah dokuzda canlıya aldığımızda, herkes perişan haldeydi. Ama sistem çalışıyordu. Normalde, ben "Hadi, şimdi bir sonrakine," derdim. Bu sefer elim cebimdeki küçük çantaya gitti: içinde on adet küçük metal madalyon vardı. Hepsinin üzerinde ufak bir yıldız kabartması.

Ekip toplandı. Her birine madalyonu taktım. Gözleri kısık, saat dokuz olmasına rağmen yüzlerinde anlamsız bir tebessüm. Merve, "Abi, çocuk gibi hissettim," dedi. Ben de ona, "İşte bu çocuksu his, bizi ayakta tutan şey," dedim.

Management, demek ki, büyük başarıya giden her basamakta bir molayı hak ettiğimizi hatırlatmak. Yoksa neden koskoca şirketin içinde on kişi bir araya gelmişiz?

Geçen gün ofisin yakınındaki çaycıda tesadüfen Emre’yle karşılaştım. Bana dönüp, "Abi, şu madalyon hâlâ cebimde," dedi. "Yanında durdukça hata yapmaktan korkmuyorum." İçimden bir şey kırıldı. Management denen şeyin en saf hali, belki de buydu: korkuyu paylaşabileceğin bir ekibin olması.

Sence, bir sonraki adım ne olmalı? Belki de kendi post-it’ini duvarına asma zamanı. Belki de çaycıda karşılaşıp "Nasılsın?" diye sorma anı. Hangisi olursa olsun, unutma ki en iyi yönetim formülü, kimsenin kitabında yazılı değil; hep birlikte bulunuyor.

Antalyaelektrik
antalyaelektrik.com
Editor