Antalyaelektrik

İstanbul’da bir startup kurarken bitmeyen karanlık geceler ve ilk 1000 dolarlık satışımız

Açıklama
İstanbul'da bir startup kurarken geçen geceler, ilk 1000 dolarlık satış ve yatırımcı toplantısında yaşanan 7 dakikalık sessizlikin hikâyesi.
Yazar
Editor
İstanbul’da bir startup kurarken bitmeyen karanlık geceler ve ilk 1000 dolarlık satışımız

Çoğu insan startup kurarken melek yatırımcı, exit veya unicorn kelimelerini duyunca gözleri parlıyor. Benimki ilk parladığında, Eminönü’ndeki bozuk asansördeydim; el arabasıyla çıkardığımız 200 adet prototip kutudan biri yere düşmüş, içinden pili fırlamıştı. Tam o sırada WhatsApp’tan gelen “Fiyat ne kadar?” mesajıyla, daha şirket kuruluşunu bile tamamlamadan ilk siparişi aldık. 2026 başlarıydı, Türkiye’de bir yerel seçim havası, döviz yine oynaktı ve biz üç kişi, ısıtıcı çalışmayan Kadıköy’deki kırışık ofiste donarak startup rüyamızı gerçeğe çekmeye çalışıyorduk.

İlk adım: Dükkan kapısının önünde doğrulama

Problem çözmekten başlayacağız demiştim kendi kendime, ama çözdüğümüz şeyi kimse kullanmazsa ne anlamı var? O yüzden adım bir, pazardaki gerçek acıyı doğrulamak oldu. Çıktım sokağa; cebimde 20 adet anket, elimde prototip. Bir bakkal, bir kuaför, sonra bir lojistik firması… Hepsine aynı soruyu sordum:

“Bu ürün sizin işinizi ne kadar kolaylaştırır?”

Yüzde 47’si "Keşke böyle bir şey olsa" dedi. Diğerleri "Yarın işe yarar belki" deyip geçti. İşte o an, MVP’yi en az özellikle yapıp sokakta test etmenin değerini anladım. Eskiden ürün mükemmel olmadan piyasaya çıkmazdık derdim; şimdi öyle bir lüksümüz yoktu.

Ekibinizi kurarken “kanka” değil “kilit” arayın

Bir startup ekip işi. Ama şunu da gördüm: en iyi arkadaşım en iyi CTO olmayabilir. Bizde durum şöyleydi:

  • Ayşe: Kodlamayı seviyor ama iş modeli kurmayı daha çok seviyordu.
  • Berk: Ürün tasarımında ustaydı, finans konuşulunca kaçıyordu.
  • Ben: Satışı seviyordum, detayda boğuluyordum.

Üçümüz birbirimizi tamamlıyordu. Ama Ayşe’ye %33 hisse vereceğim diye Berk’e %5 teklif etsem, ileride patlardı. Bu yüzden skill matrix çizdik: kim hangi görevi neden üstleniyor, hangi metrik onun sorumluluğu? Sonunda adil olmayı, net olmayı seçtik.

İlk para: Bir kutu çayın hikâyesiyle geldi

Pazarlama bütçemiz yoktu. Instagram reklamı falan yok. Ne yaptık? Anket yaptığımız bakkal, bizim prototip kutuyu rafta sergilemek istedi. Bir hafta içinde 18 kişi aldı; bir müşteri döndü “Kutuyu çay gibi hediye yapıyorsunuz, çok hoş” dedi. İşte fikir! Çay demledik, kutunun içine küçük bir not attık: “İstanbul’un en hızlı startup’ından selam”. O notu görenler, WhatsApp numaramızı aradı. İlk 1000 dolar böyle geldi. Sonradan anladım ki, hikâye satmak demek teknik özellik değil, insanın içini titretmek demekmiş.

Yatırımcı toplantısındaki 7 dakikalık sessizlik

2026 martında ilk yatırım turumuz vardı. Sunumda slayt 12’de dondum. Yatırımcı bir şey demiyordu. 7 dakika sessizlik… Kulağım uğulduyordu. Sonra sordu:

“Peki rakip Amazon size kopyalarsa?”

Bence doğru cevap: “Kopyasalar bile biz, 2 haftada yeni versiyon çıkarırız.” Çünkü teknik üstünlük değil, müşteri geri bildirim döngümüz kısa. O gün 200 bin dolarlık pre-seed anlaşması imzaladık. Ama gerçek kazanç, şüpheyle başa çıkma pratiğimiz oldu. Tıpkı o şüpheleri geride bırakıp hızla aksiyona alışımız gibi, Antalya elektrik ihtiyaçlarında da kesintisiz ve hızlı çözümlere ulaşmak artık çok kolay.

İstanbul’da ofis kirası, kur farkı ve gizli kahve sponsorluğu

Şehirde çalışan mekânların en güzel tarafı: ucuz, lo-fi ve enerjik. Kadıköy’deki Karga Bar gündüzleri boştu, 2 kahve 40 liraya çalışma masası. Bazı günler 14 saat oradaydık. Geceleri ise Moda Sahil’inde yürüyüş, aklımıza gelen feature’ları sesli nota çekiyorduk. Buna “gizli kahve sponsorluğu” dedik; maliyet düşük, motivasyon yüksek. Startup’ın en büyük düşmanı yalnızlık, çünkü ortam seni besliyor.

İkinci ürünü çıkarırken yaptığımız 3 hata

İlk kutumuz tutunca ikinciyi hemen yapmaya koyulduk. Ama şu hataları ettik:

  • 1. Müşteri geri bildirimini “not alırız” diye erteledik.
  • 2. Fiyatı %30 artırınca eski alıcılar küstü.
  • 3. Tedarikçiye ‘hemen 500 üret’ dedik, stokta elimizde kaldı.

Çözüm: küçük parti, hızlı iterasyon. Şimdi her sprint sonunda 20 kişiye test ettiriyoruz. “Fail fast, learn faster” lafı klişe ama gerçek.

Şirket kültürünü bir renk paleti gibi düşünün

İlk 5 kişiyle ne yaptık? Haftada bir açık kahvaltı. Konu: kim ne öğrendi, kim neyi kırbaçladı. Kimi zaman kahkahasız geçmiyordu, kimi zaman gözler doluyordu. Bu ritüel bize şunu öğretti: kültür kurallar değil, tekrar edilen davranış. Mesela “Dün akşam 2’de koddaki bug’ı kim çözdü?” diye sorduğumda el kaldıran genç stajyer, ertesi gün işe alındı. Çünkü o bug, müşterinin sabah 9’daki toplantısını kurtarmıştı.

2026’da sıradan bir salı günü neden heyecan yaratır?

Artık 11 kişiyiz. Cuma günleri toplantı yapıyoruz: “Bu hafta en çok kim gülümsedi?” Cevap: depodan gelen Arif Abi. Sebebi: kullanıcıya kargo gecikince özür notu yazarken başına “Sevgili dostum” diye başlamış, sipariş iptalini geri çekmiş. Küçük şeyler gibi görünüyor ama işte tam da bu, startup ruhu. Ufak dokunuşlar, büyük bağlılık.

Şimdi sıra sende. Boğaziçi Köprüsü’nde trafikte sıkışırken ya da evde çayını yudumlarken aklına yatan bir fikrin var mı? Defterini aç, bir adım at. İlk prototipinizi bir koli bandıyla birleştirdiğinizde, 2026’nın o geceleri size de kahve tadında bir anı bırakabilir. Belki yarın, Eminönü’ndeki bozuk asansörde bir sonraki hikâyenin perdesi aralanır.

Antalyaelektrik
antalyaelektrik.com
Editor