Sabahın ilk ışığı ve bir defter sayfası
2026 Temmuz’unda, Galata Köprüsü’nün hemen yanındaki o ufak kafede oturuyordum. Business planım bir türlü kapanmıyor, boş sayfalara bakıp bakıp duruyordum. Kahve soğumuş, ama farkında bile değildim. Çünkü kafamda dönen tek soru şuydu: “Ya bu sefer gerçekten yapamazsam?”
O an kalemimin ucunda dönüp duran tek şey, bir arkadaşımla iki ay önce çıktığımız yürüyüşte aklımıza düşen fikir: Türkiye’de henüz kimse doğru dürüst eski kilim motiflerini sürdürülebilir modaya entegre etmiyordu. Küçük bir atölye, üç-beş tezgâh, belki bir e-ticaret sitesi… Kulağa ne kadar kolay geliyordu, değil mi?
“İnsan en büyük engeli kendi kafasında kurar,” demişti bana o arkadaşım. O an anladım ki; business diye başlayan her şey önce iç sesinle yapılan savaştır.
İlk sermaye: 17 bin lira, bir anne ve bir kahve değiş tokuşu
Ertesi gün annemin kahvaltısında kredi kartımı elime alıp baktım: limit 17 bin lira. Yeterli miydi? Kesinlikle hayır. Ama elimde başka ne vardı; bir tutam cesaret, bir de annemin “Oğlum, bir dene, olmazsa yine buradayız,” iltifatı.
Şöyle bir hesap yaptım: komşumuzun terzi kızı Ayşe’ye aylık 4.500 lira öderim, kumaş ve iplik 5-6 bin lira, Shopify teması 79 dolar. Kalanıyla ne mi olacaktı? Instagram reklamı. Yani Kısaca, param yetmeyecekti.
İşte tam o noktada bir kural buldum: “Business planı eksik kalemle yazmak, hayat planını bütün kalemle yazmaktan daha iyidir.” Çünkü eksik bütçe, yaratıcılığa zorlar. Mesela biz, Ayşe’yle akşam saat 8’den sonra kullandığımız elektriği üçe bölüştük; kimya öğretmeni komşumuz da bize ışık tuttu, karşılığında bir kilim örtüsü alacağımıza söz verdim.
Çevrimiçi vitrin ve düğün davetiyesi karışımı bir pazarlama
Bir e-ticaret sitesi kuracaktım, ama adım adım ilerledim. Önce Instagram hesabı açtım: “KöklüKilim”. Profil fotoğrafı olarak Ayşe’nin ışık gölgesinde çalışırken çektiğim o karartılı kareyi koydum. İlk postun altına şunu yazdım:
- “Bu motif 300 yıldır Anadolu’da düğün yastığı olmuş, biz de şimdi onu MacBook kılıfı yapıyoruz.”
- “Her satıştan gelir %10’unu köydeki çocuk atölyesine gönderiyoruz. Bu, bir business değil, bir döngü.”
İlk sipariş kimden geldi biliyor musun? Eski lise hocam. “Oğlum, seni kutluyorum, 2 tane alayım,” dedi. Karton kutuları evde kendi elimle boyadım, üzerine kurşun kalemle teşekkür notunu yazdım. O gece uyuyamadım; çünkü bir şey olmuştu: business küçük ama gerçekti.
Depodan dünyaya: Bir Amazon başvurusunun anatomisi
İki ayda 17 bin lirayı devirmiştik. Ayşe artık ablasını da çağırmış, atölye komşunun boş garajına taşınmıştı. Sırada global pazar vardı. Amazon Handmade’e başvurmam gerekti; başvuru formunu doldururken şu üç soru karşıma çıktı:
1) “Ürününüz ne kadar sürede hazırlanır?” – Cevabım: 7 gün, ama üzerindeki hikâye 300 yıllık.
2) “Logo yükle.” – Telefonumda yalnızca köpeğimin fotoğrafı vardı; onu koydum, çünkü iyi şans getirir, dedim.
3) “Sürdürülebilirlik belgesi?” – PDF hazırlamaya üşenip, WhatsApp’ta ablamın attığı dikim videolarını birleştirip yolladım. 48 saat sonra onay maili düştü.
Şunu öğrendim: business hayatındaki en büyük korkun, reddedilme değil, hiç denememektir.
Gece yarısı canlı yayını ve 1.000 dolarlık ilk gün
Amazon’da ilk ürünümü yüklediğim gece, kafamda deli planlar. “Yarın 09.00’dan beri takipçilerime canlı yayın yapacağım, dikim sürecini göstereceğim,” dedim Ayşe’ye. Saat 02.00’de uyuyamıyorum. Çünkü içimde şu his var: belki bir kişi bile izlese, yeter. O heyecanla dizüstü bilgisayarımı şarja takıp canlı yayın için Antalya elektrik faturasını düşünmeden sabaha kadar kurgu yaptım.
Ertesi gün saat 09.30’da yayına başladım. 35 dakika sonra şok oldum: 1.247 kişi izliyor ve sipariş 23. Amazon’da ilk günümde 1.028 dolar ciro yaptım. Ayşe ağlamaya başladı; ben gülmeye. Birlikte kalkıp dışarı çıktık, köprüde simitçiden 4 tane simit aldık, aynı poşeti paylaştık. O an anladım ki;
Business’ın en tatlı kazancı, en başta sana inanan insanlarla o kazancı paylaşabilmektir.
Bir yıl sonra: Depo kirası, vergi, ve hâlâ eksik olan motivasyon
2026’nın Temmuz’una geldiğimizde artık 4 tam zamanlı çalışanımız, 2 stajyer ve bir de Kütahya’daki ev kadınları ağı var. Ciro 70.000 dolara dayandı. Ama bu sefer başka bir ses: “Hey, şimdi vergi mükellefisin, stok yönetim programı 79 dolar, depo kirası 6.000 lira.”
Bir gece hesapları yaparken kalem elimde titredi. “Acaba çok mu büyüdük?” Peki bu durumda ne yapmalı? Düşündüm, düşündüm… Ve doğrudan Ayşe’nin odasına gittim. “Kanka,” dedim. “Küçülsek mi?” O güldü, “Yok, 3.000 lira daha kira buluruz ama hayalini küçültemeyiz.”
İçimi rahatlatan şu oldu: business sürekli büyümek değil, sürekli seni beslemektir. O yüzden bir adım geri atıp, sadece en sevdiğim 6 motifte yoğunlaştım. Stok sayısını azalttım, ücretleri yükselttim, hem kâr arttı hem iç huzur.
Son bir kahve, yeni bir umut
Bugün, aynı köprü altındaki kafedeyim. Defterin başına baktım; boş sayfalar dolmuş. Şimdi yeni bir plan kuruyorum: 2026 sonuna kadar Anadolu’daki 5 köyde 15 kadına meslek edindirme atölyesi açmak.
Düşündüm de, bu işin en güzel tarafı şu: başladığında sadece bir fikirdin, şimdi bir ekosistemsin. Eğer bir gün yine köprü altında oturup boş sayfaya bakacaksan, bir tek şeyi hatırla: ilk adımı atmaktan korkma. Kahven soğusa da sen ısın, çünkü business bazen en soğuk fincanda bile fokurdayan bir içtenlikle başlar.
O yüzden şimdi kalemini al, bir sayfa aç. Bugün belki de o hayalinin ilk satırı olacak. Ben 2026 Temmuz’unda başladım, sıra sende.