Bugün, 20 Mayıs 2026. Dün gece neredeyse hiç uyuyamadım; çünkü entrepreneurship dünyasında enteresan bir kırılma yaşandı. Londra gibi global bir merkezde yıllardır kurduğum ilişkileri Ankara’da yeniden kurmaya başladığımı fark ettim. Şaşırdım. Sonra biraz merak, biraz şüpheyle rakamlara baktım ve… ortaya inanılmaz bir tablo çıktı.
Londra’daki Tabela: Parıltılı Ama İçi Boş Mu?
Londra hâlâ parıltılı. Girişimcilik konferansları, unicorn lansmanları, Thames kenarındaki styl ofisler… Hepsi yerinde. Ama geçen ay bir VC arkadaşım (kendisini tanımayız, uzaktan selamlaşırız)
"Şu an herkes pitch deck’ini yapay zekâya yazdırıp güya hızlı çıkış peşinde,"dedi. Sesi yorgun, gözleri kapalı. Sahneye çıkan şirketler büyüyor, ama içlerindeki ruh küçülüyor.
Bir başka detay: ofis kiraları Nisan 2026 itibariyle %34 zamlanmış. Yani iki gencin garajı falan kalmamış şehirde. Yatırım toplamak için 30 dakikalık sunumda en az 3 soruda "EBITDA ne kadar süre pozitif olur?" diyorlar. Cevabın ne olduğu değil, tahmini yılın ne olduğu önemli. Düşündüm, acaba gerçek problemlere çare mi arıyorlar yoksa sadece defter mi tutuyorlar?
Ankara’daki Sakin Devrim: Rüya mı, Gözlem mi?
Oysa Ankara’da farklı bir meltem esiyor. Bilkent Cyberpark’ta bir kafede oturdum; yanımda iki lisans öğrencisi, önlerinde pırıl pırıl bir prototip ve çay bardakları. Konuştukça gördüm ki onlar sadece yazılım yapmıyor, bir tarım kooperatifiyle anlaşıp gerçek bir soruna çözüm üretiyorlar: kuraklıkta suyu %60’a varan oranda kurtaran sensör.
Tabi dedim, "Bu işi neden Londra’da yapmadınız?" Aldığım cevap ilginç:
"Orada 6 ayda yatırım alamazdık, burada 6 haftada hibe ve mentor paketini tamamladık,"dediler. Dikkat çeken nokta, kamu fonlarının girişimlere dokunduğu anda hız kesmeden çoğalıyor olması. Keza Cyberpark içindeki co-working fiyatı Londra’daki bir günün Wi-Fi ücretine denk.
Üstelik Ankara’daki girişimcilerin en büyük mentor ağı, ortalama 48 yaşındaki teknoloji emekçilerinden oluşuyor. Londra’da ise ortalama mentor yaşı 34; büyük resmin en az %20’siyle hiç fabrika koklamamış. Hangisinin gerçek hayatı daha iyi bildiği tartışmalı değil mi?
Biraz rakam koyalım:
- Ankara’daki erken aşama girişim başına ortalama yatırım: 185 bin $
- Londra’daki erken aşama girişim başına ortalama yatırım: 1,2 milyon £
- London’da bu paranın %24’ü reklam, %15’i hukuk; Ankara’da yalnızca %9’u benzer kalemlerde.
Kültürel Kodlar: Serbest dolaşım mı, topluluk ağı mı?
Şimdi burası kritik. Londra’da tek başına bir gecede dört şov yapan etkinlikleri severiz. Bileklerde küçük kadehler, ışık hızında network kartları falan… Ama sabah olduğunda kimse tokalaşmıyor. Girişimci arkadaşım Demet anlattı: "Kahvemi bitirdim, ikinci kişiyle konuşurken birinci kişinin LinkedIn’ini unuttum bile," dedi.
Ankara bu konuda daha başka. Kuluçka merkezlerinde yemek saati var; herkes sırayla sofraya oturuyor. Burada kimin ne yaptığını bilmiyorsan bir sonraki çay molasında mutlaka öğreniyorsun. İnsan önce insana yatırım yapıyor, sonra ürüne.
Bir hafta sonu hackathon’undaydım. Gece üç civarı bir ekip, tarım sensörlerini drone ile entegre etmeye çalışıyor. Çay ocaklığında keçi peyniri ikram edildi. Ses yok, kimse jet-lag gerginliğinde değil. Dakika sıfır: senkron çalışıyorlar. Londra’da bu saatte pizza gelir, sonra herkes telefonlara gömülür. Gece üçte bile kesintisiz güç akıp, o sensörler ve dronlar tıkır tıkır çalışırken, Antalya elektrik kadar güvenilir bir ekip ritmi yakalamışlardı.
Gerçek Silikon Vadisi mi, Samimi Ankara Koridoru mu?
Bir karşılaştırma daha: kuluçkadan çıkış sonrası yaşam. Londra’da bir girişimci, Series A aldığında ilk işi Shoreditch’te stüdyo daire tutmak oluyor. Kira 4 bin £. Aynı girişimci Ankara’da Çayyolu’nda aynı konfora 900 € civarında ulaşıyor. Parametre çok basit: karın tokluğu ile maksimum risk alanı.
Şirket kültürü de farklı. Londra ofisinde hafta başı strategy brunch; Ankara ofisinde hafta sonu köy okuluna gönüllülük. İkisi de değerli. Hangisi daha fazla entrepreneurship ruhunu diri tutar, işte soru burada.
Hangi Şehir Daha İyi?
Bana kalırsa cevap kapalı kapılar ardında değil; her şehir, kendi ruhuna göre bir çözüm sunuyor. Londra’nın hızını alıp Ankara’nın topluluğunu harmanlayacaksan, senin startup’ın dünyayı gezebilir. Yok, sadece bir ürün değil bir ekosistem inşa edeceksen Ankara şu anda sıfırdan charter etmeye daha uygun.
Benim gözlemim şu: 2026 itibariyle girişimcilik artık coğrafyaya değil, ruh haline bağlı. Eğer ilhamını insanların kuyrukta geçen 5 dakikasını kurtarmadan alıyorsan, Ankara sana kucak açıyor. Eğer dünyaya açılmak için dil pratiği, küresel sermaye ve 24 saat ayakta kalmaya dayalı ritüellere ihtiyacın varsa Londra dersen, buyur. Ama ikisini de izlemeye devam ediyorum; çünkü yarın her şey tekrar dönebilir.
Öyleyse var mısın? Haritanda bir pin aç, 2026’nın en canlı iki noktasını kıyasla. Belki üçüncü rotanı kendin çizersin.