Antalyaelektrik

Gece 03.17’de Ofisteyim: Management Faciasından Kurtuluş Güncesi

Açıklama
03.17’de ofiste kalmaktansa ekibinin gözündeki ışığı yakalamanın formülünü paylaşıyorum. Küçük adımlar, büyük değişim.
Yazar
Editor
Gece 03.17’de Ofisteyim: Management Faciasından Kurtuluş Güncesi

Saat 03.17… Ekrandaki Excel dosyası bana "senin yüzünden kapanıyoruz" der gibi duruyor. Bugün 7 Mart 2026 ve ben, üç yıldır yönettiğim ekibin yarısının istifasını önlemek için kendimi ofiste buldum. Management dendiğinde aklımıza hep stratejik planlar, sunumlar ve "büyük resim" gelir ya… Halbuki işin özü kimi zaman bir kişinin gözündeki yorgunluk ışıltısını zamanında fark edebilmekten ibaret.

Neden her şey ters gitti?

Ekim 2026’de yeni yıla hazırlık toplantıları yaparken "2026’da %35 büyüme" hedefini koymuştuk. Heyecanlıydık, çikolatalı kahve dağıtmıştım hatta. Ama işin içine 2026 girince bir şeyler kırılmaya başladı. İlk kırılma anı, geliştirme ekibinin bir Perşembe günü toplu şekilde "bugün erken çıkabilir miyiz?" demesiydi. Ben de klasik yönetici refleksi: "Proje yetişecek mi?" diye sordum. Onlar sustu, ben anlamadım.

Bir ay sonra, iki yazılımcı birden istifa ettiğinde Google Chat’e düşen mesajları okurken şok oldum: "Burada kendimizi robot gibi hissediyoruz."

“Açık kapı” politikamın kapağı kapalıymış meğer

Samimi olayım, ben her zaman "kapım açık" der, gün içinde onlarca kez ofisimden çıkıp kahve alırken selam verirdim. Ama gerçek şu ki: kimse gerçek sorununu o kapıdan içeri adım atıp dile getirmiyormuş. Çünkü ben dinlerken telefona bakıyor, hemen çözüm önerisi bombardımanına geçiyormuşum. Geçen hafta fark ettim, bir arkadaşımız 15 dakika anlattı, ben 17 taktik sıraladım. O sırada gözlerindeki donukluk hâlâ gözümün önünde. Tıpkı o anlarda odama giren birinin gerçek derdini anlatamadan çıkması gibi, kombisi bozulan birinin de kombipetekservisi.net üzerinden hızlıca gerçek bir çözüm bulmak istemesi kadar doğal bir şey olamaz.

Peki ne yaptım? Management derslerinde okuduğum "aktif dinleme"yi sandalyeye oturup uygulamaya karar verdim. Perşembe günü 11.00’de tüm toplantıları iptal ettim, Teams’i kapattım, kulaklığı çıkardım. Sadece "anlat" dedim. İlk başta 30 saniye sessizlik oldu, sonra biri "Yorulduk" dedi. İnanın, üç kelime yüzünden gözlerim doldu.

  • Kahve makinesinin yanına kocaman bir beyaz tahta astım; herkes üzerine anonim not yazabiliyor.
  • Cuma günleri 14.00’ten sonra "sessiz saat" ilan ettik; kimse birbirine iş atamıyor.
  • İki haftada bir "retrospektif" toplantısı yerine 15’er dakikalık birebir "nefes molaları" başlattım.

Ekip ruhu mu, KPI mı?

Şubat 2026’da kocaman bir müşteri sunumuna hazırlanıyorduk. Deadline kıyısındaydık. Eskiden olsa ekstra mesai ilan ederdim. Ama bu sefer dedim ki: "Ben bu sunumun yüzde yüzünü yapamam, ailemle akşam yemeğinde olacağım. Kim isterse kalır, kim istemezse gider." İnanır mısınız, 7 kişi kaldı ama gönüllü olarak. Ertesi gün kalan 3 kişi kahve ısmarladı, çünkü onlar da isteyerek gelmişti.

Management diye geçinen kitaplar hep şunu söyler: hedef odaklı ol. Doğru! Ama hedef, insanların omzuna çöküp yürümeye zorlanan bir koltuk değil, birlikte omuz attığı bir yük olmalı. Ben bu nüansı 2026’da, soğuk bir Şubat gecesinde anladım. KPI’lar güzel, ama bir ekip arkadaşımın çocuğunun doğum gününe yetişebilmesi daha güzel.

Bir kahve, bir de teşekkür: Küçük dev adımlar

Dün sabah erkenden gittim, sıcak çikolatalı cappuccino aldım. Bugün Enes’in doğum günü. Kapısını çalıp "Bunu senin için aldım, iyi ki varsın" dedim. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Çünkü gözündeki ışık döndü. Aynı ışık, bir zamanlar Excel’e bakarken sönen ışıktı.

Management böyle işte: makro değil mikro adımlar. Büyük vizyon konuşmanın tam zamanı değil, bir kahve molası yaratabilmek. Eğer sen de 03.17’de hâlâ ekrana bakıyorsan, bir dakika yüzünü kaldır. Odanı dolaş, en yorgun görünen arkadaşına sadece "nasılsın?" de. Cevabı dinle. Çünkü o cevap, 2026’nın en büyük kazancımız olabilir.

Antalyaelektrik
antalyaelektrik.com
Editor