Geçen hafta mutfak robotumun o garip sesi çıkarmaya başladığını duyduğumda içimden gelen ilk tepki neydi biliyor musunuz? 'Eyvah, yenisini almam gerekecek.' Sonra durdum ve düşündüm. Neden artık hiçbir şeyi tamir etmeye çalışmıyoruz? Sanki bir şey bozulduğu anda zihnimizdeki 'at-kurtul' düğmesi yanıp sönmeye başlıyor. İşte o an, 2026 yılında kendime bir söz verdim: Kullan-at kültürüne küçük bir isyan başlatacaktım.
Bu kararımın ilk kurbanı, garajda yıllardır tozlanan eski kahve değirmeni oldu. Aslında sadece temizlenmeye ve küçük bir tamir dokunuşuna ihtiyacı varmış. İçini açtığımda gördüğüm manzara basitti; taşların arasına sıkışmış kahve yağları motoru zorluyordu. On dakikalık bir temizlik ve biraz sabır... Değirmen şu an sıfır ayarında çalışıyor. O gün anladım ki bazen en büyük sorunların en basit çözümleri oluyor.
Tamir Etmeye Neden Bu Kadar Uzağız?
Dürüst olalım, çoğumuz bir vidayı sıkmaktan bile korkuyoruz. Neden? Çünkü bize yanlış bir şey yaparsak daha kötü olacağı öğretildi. Oysa ki bir cihazın içini açmak, onu anlamanın en güzel yolu. Geçen ay televizyon kumandam bozulduğunda, içini açıp bakmasam belki de yenisini alacaktım. Meğerse sadece iletken kauçukların altındaki kirler teması engelliyormuş. Bir pamuklu çubuk ve biraz alkol ile yaptığım tamir, bana hem para kazandırdı hem de garip bir gurur hissi verdi.
Her bozulan eşyayı bir düşman gibi görmekten vazgeçtiğimizde, aslında onların birer öğretmen olduğunu fark ediyoruz.
Bu süreçte en çok zorlandığım şey sabır oldu. İtiraf edeyim, ilk denemelerimde birkaç şeyi tamiri imkansız hale getirdiğim de oldu. Geçen ay eski bir masa saatini söktüm ve bir daha toplayamadım. Ama bu bir kayıp değil, bir ders. Şimdi onun parçalarını başka projelerde kullanıyorum. Beceriksizliğimi kabul etmek, aslında öğrenmenin ilk adımıymış.
Tamirhaneye Dönüşen Evim ve Değişen Bakış Açım
Evimin bir köşesini adeta küçük bir atölyeye çevirdim. Tornavidalar, yapıştırıcılar, multimetre... Başta eşim